• Merhaba ziyaretçi, Topluluğumuza Hoş Geldiniz.

    Topluluğumuza Üye Olarak Ayrıcalıklarımızdan Yararlanabilirsiniz. Sitemizde hiç bir şekilde yasa dışı bahis oynatılmadığını bilerek hareket ediniz. İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan vipideal.com Forum Adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. vipideal.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler BURADAN iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde vipideal.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacaktır. vipideal.com sitesinde yer alan yorum ve tahminler haber ve bilgi amaçlıdır. Üyelerin yazdığı yorum, tahmin ve bilgiler vipideal.com ’un görüşünü yansıtmaz. 7258 sayılı yasa gereği bahis oynatmak suçtur. vipideal.com hiçbir şekilde illegal bahis oynatmaz ve aracılık etmez.

    Üye Ol yada Giriş Yap

deneme bonusu

Mustafa Kemal Atatürk Hakkında Herşey (Atatürk Köşesi)

sseyhan

GalataSaray
Katılım
28 Eyl 2017
Mesajlar
548
Tepki puanı
21
Puanları
18
Mustafa Kemal Atatürk Kronolojisi​
1881: Selanik'te doğdu.
1893: Askeri Rüştiye'ye girdi ve Kemal adını aldı.
1895: Selanik Askeri Rüştiyesi'ni bitirdi, Manastır Askeri İdadisi'ne girdi.
1899 Mart 13: İstanbul Harp Okulu Piyade sınıfına girdi.
1902: Harp Akademisi'ne girdi ve burada gazete çıkardı.
1905 Ocak 11: Harp Akademisi'ni Yüzbaşı olarak bitirdi, Şam'a 5. Ordu'nun 30. Süvari Alayı'nda staj yapmak için atandı.
1906 Ekim: Şam'da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurdu. Şam'da topçu stajını yaptı ve Kolağası oldu
1908 Temmuz 23: Meşrutiyet'in ilan edilmesi için çalışmaları.
1909 Mart 31: 31 Mart ihtilalinde Hareket Ordusu Kurmay Subayı olarak çalıştı.
1911 Eylül 13: Mustafa Kemal, İstanbul'a Genelkurmay'a naklen atandı.
1911 Kasım 27: Mustafa Kemal, Binbaşılığa yükseldi.
1912 Ocak 9: Mustafa Kemal, Trablusgarp'ta Tobruk saldırısını yönetti.
1913 Ekim 27: Mustafa Kemal, Sofya Ateşemiliterliği'ne atandı.
1914 Mart 1: Mustafa Kemal, Yarbaylığa yükseltildi.
1915 Şubat 2: Mustafa Kemal, Tekirdağı'nda 19. Tümeni kurdu.
1915 Şubat 25: Mustafa Kemal'in Maydos'a gidişi.
1915 Nisan 25: Mustafa Kemal, Arıburnu'nda İtilaf Devletleri'ne karşı koydu.
1915 Haziran 1: Mustafa Kemal'in Albaylığa yükselişi.
1915 Ağustos 9: Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığı'na atandı.
1915 Ağustos 10: Mustafa Kemal, Anafartalar'dan düşmanı geri attı.
1916 Nisan 1: Mustafa Kemal'in Tuğgeneralliğe yükselişi.
1916 Ağustos 6: Mustafa Kemal, Bitlis ve Muş'u düşman elinden kurtardı.
1917 Eylül 20: Mustafa Kemal, memleketin ve ordunun durumunu açıklayan raporunu yazdı.
1917 Ekim: Mustafa Kemal, İstanbul'a döndü.
1918 Ekim 26: Mustafa Kemal, Halep'in kuzeyinde bugünkü sınırlarımız üzerinde düşman saldırılarını durdurdu.
1918 Ekim 30: Mondros Mütarekesi'nin imzalanması.
1918 Ekim 31: Mustafa Kemal'in Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'na atanması.
1918 Kasım 13: Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'nın kaldırılması ve Mustafa Kemal'in İstanbul'a dönüşü.
1919 Nisan 30: Mustafa Kemal'in Erzurum'da bulunan 9. Ordu Müfettişliği'ne atanması.
1919 Mayıs 15: İzmir'e Yunan'lıların asker çıkarması.
1919 Mayıs 16: Mustafa Kemal, Bandırma vapuruyla İstanbul'dan ayrıldı.

1919 Mayıs 19: Mustafa Kemal, Samsun'a çıktı.
1919 Haziran 15: Mustafa Kemal, 3. Ordu Müfettişi ünvanını aldı.
1919 Haziran 21: Mustafa Kemal, Ulusal Güçleri Sivas Kongresi'ne çağırdı.
1919 Temmuz 8 / 9: Mustafa Kemal, askerlikten çekildi. (Saat: 20:50)
1919 Temmuz 23: Mustafa Kemal'in başkanlığı altında Erzurum Kongresi'nin toplanması ve bir Temsil Kurulu seçerek dağılması. (7 Ağustos 1919)
1919 Eylül 4: Mustafa Kemal'in başkanlığı altında Sivas Kongresi'nin toplanması ve 11 Eylül'de sona ermesi.
1919 Eylül 11: Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Cemiyeti Heyet Temsiliyesi Başkanlığı'na saçildi.
1919 Ekim 22: Amasya Protokolü'nün imzalanması.
1919 Kasım 7: Mustafa Kemal, Erzurum'dan milletvekili seçildi.
1919 Aralık 27: Mustafa Kemal, Heyeti Temsiliye'yle birlikte Ankara'ya geldi.
1920 Mart 20: İstanbul'un İtilaf Devletleri tarafından ele geçirilmesi, Mustafa Kemal'in protestosu, Ankara'da yeni bir Millet Meclisi toplama girişimi.
1920 Mart 18: İstanbul'da Meclis-i Mebusan'ın son toplantısı.
1920 Mart 19: Mustafa Kemal tarafından Ankara'da üstün yetkiyi taşıyan bir Millet Meclisi toplanması hakkında illere duyuruda bulunulması.
1920 Nisan 23: Mustafa Kemal, Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açtı.
1920 Nisan 24: Mustafa Kemal, Büyük Millet Meclisi Başkanı seçildi.
1920 Mayıs 5: Mustafa Kemal'in başkanlığında ilk Hükümet'in toplantısı.
1920 Mayıs 11: Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti tarafından ölüm cezasına çarptırıldı.
1920 Mayıs 24: Mustafa Kemal'in cezası Padişah tarafından onaylandı.
1920 Ağustos 10: Osmanlı İmparatorluğu delegeleriyle İtilaf Devletleri arasında Sevr Antlaşması'nın imzalanması.
1920 Ocak 9 / 10: Birinci İnönü Savaşı.
1921 Ocak 20: İlk Teşkilat-ı Esasiye (Anayasa) Kanunu'nun esas maddelerinin kabulü.
1921 Mart 30 / Nisan 1: İkinci İnönü Savaşı.
1921 Mayıs 10: Mustafa Kemal tarafından Büyük Millet Meclisi'nde Anadola ve Rumeli Müdafaai Hukuk Grubu'nun kurulması ve Mustafa Kemal'in Grup Başkanlığı'na seçilmesi.
1921 Ağustos 5: Mustafa Kemal'e Başkumandanlık görevinin verilmesi.
1921 Ağustus 22: Mustafa Kemal'in yönetiminde Sakarya Meydan Savaşı'nın başlaması.
1921 Eylül 13: Sakarya Meydan Savaşı'nın kazanılması.
1921 Eylül 19: Mustafa Kemal'e Mareşallik rütbesinin verilmesi ve Mustafa Kemal'in Gazi ünvanını alması.
1922 Ağustos 26: Gazi Mustafa Kemal'in Kocatepe'den Büyük Taarruz'u yönetmesi.
1922 Ağustos 30: Gazi Mustafa Kemal'in Dumlupınar Başkumandanlık Meydan Savaşı'nı kazanması.
1922 Eylül 1: Gazi Mustafa Kemal'in: "Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir, İleri !" emrini vermesi.
1922 Eylül 9: Türk Ordusu'nun İzmir'e girmesi.
1922 Eylül 10: Gazi Mustafa Kemal'in İzmir'e gelişi.
1922 Ekim 11: Mudanya Mütarekesi'nin imzalanması.
1922 Kasım 1: Gazi Mustafa Kemal'in önerisi üzerine saltanatın kaldırılması.
1922 Kasım 17: Vahdettin'in bir İngiliz harp gemisiyle İstanbul'dan kaçması.
1923 Ocak 29: Gazi Mustafa Kemal'in Latife Hanım'la evlenmesi.
1923 Temmuz 24: Lozan Antlaşması'nın imzalanması.
1923 Ağustos 9: Gazi Mustafa Kemal'in Halk Fırkası'nı kurması.
1923 Ağustos 11: Gazi Mustafa Kemal'in 2. Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na seçilmesi.
1923 Ekim 29: Cumhuriyet'in ilan edilmesi.
1923 Ekim 29: Gazi Mustafa Kemal'in ilk Cumhurbaşkanı olması.
1924 Mart 1: Gazi Mustafa Kemal'in Büyük Millet Meclisi'nde Halifeliği kaldırması ve öğretimin birleştirilmesi hakkında açış nutkunu söylemesi.
1924 Mart 3: Hilafetin kaldırılması, öğrenimin birleştirilmesi, Şer'iyeve Evkaf Vekaletiyle (Bakanlığıyla), Erkanıharbiyei Umumiye Vekaletinin kaldırılması hakkındaki yasaların Büyük Millet Meclisi'nce kabul edilmesi.
1924 Nisan 20: Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye (Anayasa) Kanunu'nun kabul edilmesi.
1925 Şubat 17: Aşarın kaldırılması.
1925 Ağustos 24: Gazi Mustafa Kemal'in ilk defa Kastamonu'da şapka giymesi.
1925 Kasım 25: Şapka Kanunu'nun Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilmesi.
1925 Kasım 30: Tekkelerin kapatılması hakkındaki kanunun kabulü.
1925 Aralık 26: Uluslararası takvim ve saatin kabulü.
1926 Şubat 17: Türk Medeni Kanunu'nun kabulü.
1927 Temmuz 1: Gazi Mustafa Kemal'in Cumhurbaşkanı sıfatı ile ilk kez İstanbul'a gitmesi.
1927 Ekim 15 / 20: Gazi Mustafa Kemal'in Cumhuriyet Halk Partisi 2. Kurultayı'nda tarihi Büyük Nutku'nu söylemesi.
1927 Kasım 1: Gazi Mustafa Kemal'in 2. Kez Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi.
1928 Ağustos 9: Gazi Mustafa Kemal'in Sarayburnu'nda Türk harfleri hakkındaki nutkunu söylemesi.
1928 Kasım 3: Türk Harfleri Kanunu'nun Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilmesi.
1931 Nisan 15: Gazi Mustafa Kemal tarafından Türk Tarih Kurumu'nun kurulması.
1931 Mayıs 4: Gazi Mustafa Kemal'in 3.kez Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi.
1932 Temmuz 12: Gazi Mustafa Kemal tarafından Türk Dil Kurumu'nun kurulması.
1933 Ekim 29: Gazi Mustafa Kemal'in Cumhuriyet'in 10. Yıldönümünde tarihi nutkunu söylemesi.
1934 Kasım 24: Gazi Mustafa Kemal'e Büyük Millet Meclisi tarafından ATATÜRK soyadının verilmesi kanununun kabul edilmesi.
1935 Mart 1: Atatürk'ün 4. kez Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi.
1937 Mayıs 1: Atatürk'ün çiftliklerini Hazine'ye ve taşınamaz mallarını da Ankara Belediyesi'ne bağışlaması.
1938 Mart 31: Atatürk'ün hastalığı hakkında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'nin ilk resmi duyurusu.
1938 Eylül 15: Atatürk'ün vasiyetnamesini yazması.
1938 Ekim 16: Atatürk'ün hastalık durumu hakkında günlük resmi duyuruların yayınına başlanması.
1938 Kasım 10: Atatürk'ün ölümü. (Perşembe, saat: 09.05)
1938 Kasım 11: İstanbul Şehir Meclisi'nin olağanüstü toplantı yapması. Saraydaki Cumhurbaşkanlığı forsunun indirilerek yerine yarıya kadar indirilmiş Türk Bayrağı'nın çekilmesi.
1938 Kasım 12: Atatürk'ün ölümü dolayısıyla, Yüksek Öğretim gençliğinin Üniversite Konferans Salonu'nda toplanması.
1938 Kasım 13: Gençliğin Taksim Cumhuriyet Anıtı önünde toplanarak Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'i koruyacaklarına ant içmeleri.
1938 Kasım 14: Büyük Millet Meclisi çok hazin bir toplantı yaptı.
1938 Kasım 15: Hükümet Atatürk'ün Ankara'da ebedi istirahat yerine konulacağı 21 Kasım 1938 tarihini ulusal yas günü olarak duyurdu.
1938 Kasım 16: İstanbul'lular Atatürk'ün Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu'ndaki katafalkı önünde sabahın ilk saatlerinden gecenin son saatlerine kadar saygı ve üzüntü içinde son görevlerini yaptılar.
1938 Kasım 19: Büyük bir törenle, Atatürk'ün Dolmabahçe'den alınan yüce cenazesi, önce Sarayburnu'na, oradan Zafer torpidosuyla Yavuz zırhlısına götürüldü.Yavuz zırhlısıyla İzmit'e kadar götürülen tabut, oradan Ankara'ya yolcu edildi.
1938 Kasım 20: Atatürk'ün sevgilinaşı Ankara'ya ulaştı ve Ankara'da Büyük Millet Meclisi önündeki katafalka konuldu. Ankara'lılar da son görevlerini saygıyla yaptılar.
1938 Kasım 21: Atatürk'ün cenazesinin Etnoğrafya Müzesi'ndeki Geçici Kabre konulması.
1938 Kasım 25: Atatürk'ün vasiyetnamesinin açılması.
1938 Aralık 26: Atatürk'ün "Ebedi Şef" sanıyla anılmasının kabul edilmesi.
1953 Kasım 4: Atatürk'ün Geçici Kabri'nin açılması.
1953 Kasım 10: Atatürk'ün cenazesinin Anıt-Kabir'e nakledilmesi
 

sseyhan

GalataSaray
Katılım
28 Eyl 2017
Mesajlar
548
Tepki puanı
21
Puanları
18
ATATÜRK'ün Kazandırdığı değerler

İlk büyük değer, bağımsız milli devlet

Yıkılması ve dağılması önlenemeyen imparatorluktan sonra millî devletin kurulması işinde ilk aşama, hudutları belirlenen coğrafyaya ulaşılması, bu coğrafya üzerinde bağımsızlığın ve millî şuurun (ulusal bilinç) doğmasının sağlanmasıydı. Kurulan millî devlet ve onun bağımsızlığı Atatürk’ün kazandırdığı temel değerlerdir.

Bağımsızlık, diğer atılımların ortamını hazırlayan, vazgeçilmezliği olan bir amaç, güvenli hudutlarla birlikte ulaşılması gereken ilk hedefti. İstiklâl Harbi adını bu amaçtan, bağımsızlıktan almıştır.

Millî devletin coğrafyasına ulaşılması ve bu coğrafya üzerinde bağımsızlığın gerçekleştirilebilmesi için, on yıl devam eden harplerden çıkmış bir millet tekrar dört yıla yakın çeşitli cephelerde, sayısı belirsiz devletle savaşmak veya en azından bir kısmı ile çarpışırken diğer bir bölümü ile her alanda kıyasıya bir mücadele içerisinde bulunmak zorunda kalmıştır. Bu devletler, Atatürk’ün deyimi ile “örneği görülmemiş bir galibiyetin temsilcileriydi”. Birinci Dünya Harbi’nde muharebe meydanlarında yenilmediği halde, harbi ve harple birlikte yurdunu kaybetme tehdidi altında olan umudunu yitirmiş bir toplum ve dağılmış bir ordu ile, sınırları ve hasımlarının sayısı belirsiz bir ülkede, iç ve dış birçok güç odağının karşı koyacağı bağımsız millî devlet kurma hedefini gerçekleştirmek için hareket edilmiştir. Millî devlet, millet gerçeğine ve millî birliğe dayanır. Atatürk’ün kurduğu millî devlette de, millî devletin vazgeçilmez gereği olan millî şuur (ulusal bilinç) yaratılmış, etkili kılınmış ve tam bağımsızlığa ulaşılmıştır.

Türk İstiklâl Harbi’nde en güç durumlarda dahi bağımsızlıktan ödün verilmemiştir. Atatürk tam bağımsızlığı bir “vazife” olarak belirtir ve “siyasî, malî, iktisadî, adlî, askerî, kültürel ve benzeri hususların7’ bütününde tam bağımsızlığı ve tam serbestliği öngörür. İstiklâl Harbi sonucunda bütün unsurları ile bağımsızlığa ulaşılmış, kendi irademiz ve kendi ölçülerimiz içerisinde çağdaşlaşmanın ortamı yaratılmıştı.

Bağımsız millî devlet, Atatürk’ün kazandırdığı ilk büyük değerimizdir. Bu değere Lozan’da siyasî sonuca bağlanan İstiklâl Harbi ile ulaşılmıştır. Diğer bütün değerler için de gerekli zemini hazırlayan temel olay İstiklâl Harbidir.

İstiklâl Harbi’nin askerî harekât bölümünü İzmir’de noktalayan Atatürk “asıl isimiz şimdi başlıyor” demiştir. Bu çok önemli bir tespittir. Bu tespit değerlendirilmeden, bu tespit dikkate alınmadan Atatürkçülüğe girilemez.

Çağın ve çağdaşlaşmanın ilk gereği olan bağımsız millî devletin kurulmasından sonra, diğer çağdaşlaşma atılımları için ortam hazırlanmış oluyordu. Çağdaşlaşmak için gerekli olan ve gerçekleştirilen atılımlar Atatürk’ün kazandırdığı diğer değerlerdir.

İkinci büyük değer, milletin egemenliği

Coğrafyası belirlenmiş bağımsız devlet, vatandaşı için özgür bir ortam sağlamadan çağdaşlaşma yolunu açamazdı. Özgürlüğe ancak millî egemenliğin gerçekleştirilmesiyle ulaşılabileceğini, millî egemenliğin temel ürününün özgürlük olduğunu belirleyen Atatürk, hareketin başlangıcında 22 Mayıs 1919 tarihli raporda-, Amasya Tamimi’nde, Erzurum Kongresi’nde millî egemenlik amacını ortaya koymaya başlamıştır.

O tarihte mevcut iç siyasî yapıya en çağdaş seçenek (alternatif) millî egemenlikti. Atatürk’ün iç politik durumdaki ilk işini iktidar seçeneğini açıklaması ve bu seçeneğin gerçekleştirilerek güçlendirilmesi oluşturuyordu. Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kurarak ve her kararını onun düşünce ortamında geliştirerek, mevcut siyasî iktidara padişaha ve onun hâkim olduğu çevreye millî egemenlik seçeneği ile karşı koyabilmiştir. Şüphesiz demokrasiyi savunan fakat buna rağmen sarayın, totaliter sistemin yanında yer alan batılıların, millî egemenliği seçen Anadolu karşısındaki durumları, savundukları değerlerle, batı ölçüleri ile çelişiyor, kendileri ile ters düşmüş oluyorlardı. Atatürk’ün millî egemenlik alternatifini seçmesi bugün normal görünebilir. Olayı kendi tarihî atmosferi içerisinde düşünmek gerekir. Krallar, padişahlar, komünizm, nazizm, faşizm gibi kişi, aile, zümre veya sınıf hareketlerinin hâkim olduğu bir dünya ortamında millî egemenlik ilke olarak seçilmiştir. Seçimi değerli kılan bir diğer husus, cazip görünen, moda olan, seçimi kolay olan, kişinin gururunu okşayan totaliter seçenekler arasından bu kolaylıkları taşımayan millî egemenliğin seçilmiş olması ve harp şartlarında, inkılâp şartlarında uygulanmak zorunda kalınacağının bilinmesidir.

Atatürk iktidarın kaynağını iktidarın dayandığı tabanı değiştirmiştir. İktidarı bir aileden almış ve bütün millete devretmiştir. Bu özelliği ile diğer siyasî ihtilâl niteliğindeki iktidar değişikliği olaylarından daha farklı, daha büyüktür. Fransız İhtilâli egemenliğin millete devrini amaçlamışsa da, sınıf hareketi özelliğinden kurtulup egemenliğin millete devri amacına birçok dar boğazdan geçtikten sonra ulaşabilmiştir. Rus İhtilâli iktidarı bir oligarşiye, bir partili kadrosuna devretmiştir. Atatürkçülük ise iktidarı genişleten, iktidar tabanını milletin bütününe yaygınlaştıran bir harekettir.

Millî egemenlik çağdaş yönetimin temel seçeneği olarak Atatürk tarafından bize kazandırılmış bağımsız millî devletten sonraki diğer büyük bir değerdir. Millî egemenlik özgürlük ilkesinin kaynağını oluşturacaktı.

Bağımsızlık için güvenli sınırlara dayanan millî devlet, özgürlük için millî egemenlik gerekliydi.

Millî egemenliğe dayalı özgürlük, aynı zamanda toplum ve kişilerin gelişmesinin ortamını oluşturduğu için önem taşıyordu. Kapalı sistemler, özgür düşünceye getirdikleri kısıtlamalarla düşünceyi ve düşünce ile birlikte kişinin ve toplumun gelişmesini sınırlamakta ve kısıtlamaktadırlar.

Üçüncü büyük değer, lâik zihniyet

Bağımsız millî devlet, özgürlük ve millî egemenlikten sonra, özgürlüğün gereğine uygun bir zihniyet değişikliğinin sağlanması şüphesiz vazgeçilmez bir adımdı. Akılcılığa dayanan açık düşünce ortamı gerçekleştirilmeden çağın ve gelecek çağların gerekleri yerine getirilemeyecekti. Bu da herşeyden önce ve her alanda lâik bir anlayış ve lâik bir uygulama ile mümkün olabilecekti.

Batının Rönesansını nasıl Reformundan ayırmak mümkün değilse, Türk çağdaşlaşmasında da yenileşmeyi lâik toplum yaratılmasından ayrı düşünemeyiz. Atatürk’ün kazandırdığı ve Atatürkçülükle sahip olduğumuz değerlerin en önemlilerinden birisi, çağın ve gelecek çağların ihtiyaçlarına uygun ortamın yaratılabilmesi için gerekli olan lâik özellikli zihniyet yapısının gerçekleştirilmesiydi.

Dördüncü büyük değer, Atatürkçülük

Atatürk’ün milletimize kazandırdığı değerlerin en önemlilerinden bir diğeri, bağımsız millî devleti, millî egemenliği, lâik zihniyeti ve bunlarla birlikte diğer inkılâplarını ilkeleri yönünde bütünleştiren, güvence altına alan, kendi potasında sistemleştiren Atatürkçülüktür.

Kazanılan değerlere sağlam ilkelerle ulaşılabilmiş ilkeler yönünde ve onlara dayanarak inkılâplar gerçekleştirilmiştir. Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Lâiklik ve İnkılâpçılık birer ilke olarak diğer bütün inkılâp ve çağdaşlaşma uygulamalarını yönlendiren düşünce bütününün unsurlarıdır.

Kazanılan üç büyük değer olan, bağımsız millî devleti, millî egemenliğe dayanan özgürlüğü ve lâik zihniyeti gerçekleştirmek ve güçlendirmek için ilkelere bağlı kalarak bütün alanlarda inkılâp hareketlerine girişilmiştir.

İnkılâplar, kazanılan değerlerin gereği olan, akla ve bilime dayalı büyük uygulamalardır. Sosyal, ekonomik ve politik alanlara yayılmış, hukuk ve eğitim konularında yoğunlaşmışlardır.

Açıklanan ilkeler, inkılâplar ve oluşturulan kurumlar birer dogma değildir. Başka dogmalara da bağımlılıkları yoktur.

Atatürkçü düşünce sisteminde yalnız aklın, bilimin ve şartların verdiği doğrultu önem taşır. Akla ve bilime açık düşünce ortamı ve buna uygun Atatürk dönemi uygulamaları Türk çağdaşlaşmasının yolunu belirler. Türkiye Cumhuriyeti Atatürkçü düşünce sistemine bağlı olarak kurulmuştur.

Bütün diğer düşünce ve uygulamalara yön veren düşünce sisteminin veya ideolojinin seçimindeki hatanın etkisini gidermek çok zordur. Yanlış bir ideoloji seçilmişse bunun kayıplarının giderilmesi uzun zaman gerektirir. Almanların ve İtalyanların nazizm ve faşizmi temel düşünce olarak benimsemelerinin kayıpları konu ile ilgili çarpıcı bir örnek olabilir. Yanlış bir ideoloji seçimi, hareket noktasında, uygulama yönteminde, uygulamada ve amaçların belirlenmesinin tamamında yanlış seçim demektir.

20 nci asırda geniş şekilde uygulama alanı bulmuş birçok düşünce sistemi, yönetim türü, henüz bir asır geçmeden çağdaş özellik taşımadığı ve çağa uyum sağlayamadığı, çağı ile bağdaşmadığı için değişmek durumunda kalmışlardır. Yarım asırdaki gelişmeler karşısında yenik düşmüşlerdir. Bünyeleri kendi kendilerini yenilemeye uygun olmadığı için bu gücü gösterememişlerdir.

Atatürkçülük ise her çağda çağdaş özellik gösterebiliyor. Düşünce sistemleri arayışları içerisinde olma ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Bu sebeple Atatürk’ün kazandırdığı en büyük değerlerden birisi Atatürkçü düşünce sistemidir, Atatürkçülüktür diyoruz.






 

sseyhan

GalataSaray
Katılım
28 Eyl 2017
Mesajlar
548
Tepki puanı
21
Puanları
18
Atatürk'ü Koruma Kanunu nedir?

Son zamanlarda Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden kişiler hakkında açılan soruşturmalar ile gündeme gelen Atatürk'ü Koruma Kanunu, merak edilen konular arasında yer alıyor. Peki Atatürk'ü Koruma Kanunu nedir?




Son olarak bugün yazar Kadir Mısıroğlu hakkında Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret suçundan açılan soruşturma ile yeniden merak edilen konular arasında yer alan Atatürk'ü Koruma Kanunu, vatandaşlar tarafından araştırılıyor. Peki Atatürk'ü Koruma Kanunu nedir? 5816 numaralı kanun nedir? İşte detaylar...

ATATÜRK'Ü KORUMA KANUNU NEDİR?
Atatürk'ü Koruma Kanunu, Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimselere yönelik uygulanan cezayı belirten bir kanundur. Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında uygulamaya konan bu kanun, 25 Temmuz 1951 tarihinde kabul edilmiş ve 31 Temmuz 1951 tarihinde de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

5816 numaralı Atatürk'ü Koruma Kanunu maddeleri;

Madde 1 – Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk'ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir. Yukarki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.

Madde 2 – Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumi veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasiyle işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır. Birinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar zor kullanılarak işlenir veya bu suretle işlenmesine teşebbüs olunursa verilecek ceza bir misli artırılır.

Madde 3 – Bu kanunda yazılı suçlardan dolayı Cumhuriyet savcılıklarınca re'sen takibat yapılır.

Madde 4 – Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 5 – Bu kanunu Adalet Bakanı yürütür.



 

sseyhan

GalataSaray
Katılım
28 Eyl 2017
Mesajlar
548
Tepki puanı
21
Puanları
18
Mustafa Kemal'in Atatürk Soyadını Alışı


Mustafa, Mustafa Kemal olmakla kalmadı…

Sonraki yıllarda yeni adlar almaya, yeni şanlar kazanmaya devam etti…

Çanakkale Savaşı’ndan sonra rütbesi paşalığa yükseltilince, adı Mustafa Kemal Paşa oldu.

Kısaca, Kemal Paşa diye anılmaya başlandı.

Sarı Paşa diyenler de oldu.

Sakarya Savaşı’ndan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi ona Gazi rütbesini verdi.

Adı, Gazi Mustafa Kemal Paşa oldu.

Bu unvan o kadar benimsedi ki, herkes ondan kısaca Gazi Paşa diye söz etmeye başladı.

21 Haziran 1934’te Soyadı Kanunu çıkınca, herkesin aklına, doğal olarak, ilk o geldi:

Gazi Mustafa Kemal’in soyadı ne olacaktı? Herkese soyadı bulan Gazi, kendisine nasıl bir soyadı bulacaktı?

Meclis’te, gazetelerde her gün ortaya yüzlerce öneri atıldı… Konuşuldu, tartışıldı, ama bir karara varılamadı.

Günler, haftalar geçti… Sonunda, herkesin merakını gideren, üzerinde anlaştığı öneri, Saffet Arıkan’dan geldi.

Daha sonra Milli Eğitim Bakanlığı da yapacak olan Saffet Arıkan, Atatürk soyadının nasıl ortaya çıktığını şöyle anlatmaktadır:

“1934 senesi, Dil Kongresi’nde Dil Tetkik Cemiyeti Başkanlığı’na getirildim. Kongreden bir müddet sonra, 26 Eylül tarihi dil bayramı idi. Bunun için bir nutuk hazırlamam lazım geliyordu. Bu Nutuk müsveddede görüldüğü gibi, ‘Ulu Önderimiz Atatürk Mustafa Kemal’ diye başlıyordu.

“Atatürk o tarihe kadar, Soyadı Kanunu çıktığı halde henüz soyadı almamıştı.

Nutku kendine gösterdim. Atatürk kelimesini görür görmez üzerinde durdu. Birçok kereler bu kelimeyi tekrar etti. ‘Çok güzel bir buluş ama çok iddialı,’ dedi. Ancak, müsveddede tashihler yaptığı halde, Atatürk’e dokunmadı. Müsveddenin sonlarında bir de ‘Türk Atası’ diye bir terkip kullanmıştım. Bunu daha fazla iddialı bularak Atatürk tarzında tashih etmemi emretti.

Başka bir şey söylemedi. Ben nutkumu verdikten epey sonra, Gazi Mustafa Kemal, Atatürk’ü soyadı olarak aldı.”
 

Baros

GalataSaray
Katılım
27 Kas 2016
Mesajlar
4,230
Tepki puanı
71
Puanları
48
Konum
İstanbul
Seyhan emeğine sağlık çok güzel düşünüp bu konuyu açmışsın konuyu arşiv yapmayalım paylaşım devam etsin
 

gb1907

Banned
Katılım
18 Haz 2017
Mesajlar
769
Tepki puanı
28
Puanları
28
gerçekten okumaya bir başladıysam zamanın nasıl geçtiğini anlamadım emeğine sağlık hocam süper olmuş.
 

sseyhan

GalataSaray
Katılım
28 Eyl 2017
Mesajlar
548
Tepki puanı
21
Puanları
18
Atatürk İlkelerinin Ortak Özellikleri


Atatürk ilkeleri bir bütünü oluşturan ilkeler olup türk toplumunun ihtiyaçlarından doğmuştur. Bu ilkelerin ortak ve temel özelliği Türk milliyetçiliği esasına dayanmasıdır. Milliyetçilik milli ihtiyaçlardan kaynaklanmış olup Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmayı amaçlamıştır. Altı temel ilkeden olan milliyetçilik ilkesi aynı zamanda diğer ilkelerin de özünü oluşturur. Cumhuriyetçilik millet egemenliğine dayalı bir ilkedir. Halkçılık halkın çıkarına ve yararına bir siyaset izlenmesi, halkın kendi kendini yönetmesi, herkesin kanun önünde eşit olması, hiçbir kişiye ve zümreye ayrıcalık tanınmamasını esas alan bir ilkedir.Devletçilik devletin her alanda vatandaşın yanında olmasıdır.


Laiklik din ile devlet işlerinin ayrı tutulduğu ;devletin bireylerin din ve vicdan özgürlüğünü gerçekleştirmesinde tarafsız olduğu ilkedir.İnkılapçılık bütün ilkelerin geliştirilip sürdürülmesidir. Atatürkçülük, Atatürk’ün gösterdiği hedefler, ilkeler ve Türk inkılabı ile bir bütündür. Atatürk İlkeleri herhangi bir yabancı siyasal akım ya da ideoloji ile açıklanamaz. Bu ilkeler Türk halkının milli ihtiyaçlarından doğmuştur.Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarma anlayışı ve çabalarının sonucu olup dinamik bir yapıya sahiptir. Atatürk ilkeleri, bir Türkiye ve Türk milleti gerçeğidir. Bu gerçeğin kaynağı Türk tarihidir; Türk’ün karakteri ve insan yapısıdır.Akıl ve bilim yoluyla çağdaş ölçüler içerisinde uygulanan bu ilkeler; Atatürkçü Düşünce Sistemi’nin ön gördüğü milli egemenlik esasına dayanır.
 

sseyhan

GalataSaray
Katılım
28 Eyl 2017
Mesajlar
548
Tepki puanı
21
Puanları
18
Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi



Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.
Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin!
Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.
Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!



Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927
 

sseyhan

GalataSaray
Katılım
28 Eyl 2017
Mesajlar
548
Tepki puanı
21
Puanları
18
Sabiha Gokçen Anlatıyor...





Gazi Çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rasladık.

Atatürk attan inerek bu ihiyar kadının yanına sokuldu.

– Merhaba nine

Kadın Ata’nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;

– Merhaba dedi.

– Nereden gelip nereye gidiyorsun? Kadın şöyle bir duraklayıp,

– Neden sordun ki, dedi. Buraların sabısı mısın? Yoksa bekçisi mi?

Paşa gülümsedi.

– Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?

Kadın başını salladı.

– Tabii söyleyeceğim, ben Sincan’ın köylerindenim bey, otun güç bittiği, atın geç yetişdiği kavruk köylerinden birindeyim. Bizim mıhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara’ya geldim.

– Muhtar niçin Ankara’ya gönderdi seni?

– Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da….

Benim iki oğlum gavur harbinde şehit düştü. Memleketi gavurdan kurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Bende gün demeyip mıhtara anlatınca, o da bana bilet alıverip saldı. Angaraya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte ağşamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.

– Senin Gazi Paşa’dan başka bir isteğin var mı?

Kadını birden yüzü sertleşti.

– Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki… O bizim vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden kurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşıyoruz. Şunun bunun gavur dölünün köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver.

Atatürk’ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi.

Bana dönerek,

– Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanımızdır… Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu.

Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum anacığım dedim, sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk işte karşında duruyor.

Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere fırlatıp, Atatürk’ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu. İkiside ağlıyordu.

İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı.

Yaşlı kadın belki on defa öptü atanın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk’e uzattı;

– Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.
Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi.

Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi;
“Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin. Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine benim bütcemden üç inek verin armağanım olsun.“
 

sseyhan

GalataSaray
Katılım
28 Eyl 2017
Mesajlar
548
Tepki puanı
21
Puanları
18
Atatürk’ün Yetişmesi ve Öğretmenleri


Atatürk’ün kişiliğinin oluşmasında O’nu yetiştiren öğretmenlerin önemli bir payı vardır.


Bu öğretmenler, Atatürk’ün öğretmenleri olmalarının yanında, bazıları o dönem için çok yeni fikirler ortaya atmışlar, pedagojide yeni uygulamalara girişmişlerdir. Bu nedenlerle, onlar da Türk eğitim tarihinde önemli bir yer tutarlar.


Atatürk, Eylül 1924’te Samsun’da öğretmenlere hitaben yaptığı bir konuşmada “ilham ve kuvvetini” geniş ölçüde Askerî Rüştiyedeki Fransızca öğretmeni Nakiyüddin Beyden aldığını söylemiş ve Mutlakiyet dönemi ve o dönemin öğretmenleri için şu değerlendirmeyi yapmıştır:


“Gerçi biz, belki burada bulunanlardan kâffesi (tümü) dünyaya geldiğimiz zaman bu topraklar üzerinde yaşayanlarla beraber kahhar (kahredici, öldürücü) bir istibdadın (zulüm ve baskı yönetimi) pençesi içinde idik. Ağızlar kilitlenmiş gibi idi. Muallimler, mürebbiler yalnız bir noktayı dimağlara yerleştirmeye mecbur tutulmakta idi: Benliğini, her şeyini unutarak bir heyulaya (hayale) boyun eğmek, onun kölesi olmak. Bununla beraber tahattur etmek (hatırlamak) lâzımdır ki, o tazyik (baskı) altında dahi, bizi bugün için yetiştirmeye çalışan hakikî ve fedakâr muallimler, mürebbiler eksik değildi. Onların bize verdiği feyiz (bilim) elbette esersiz (sonuçsuz, ürünsüz) kalmamıştır. Şimdi burada bir zat-ı âliye (yüce, saygıdeğer bir kişiye) tesadüf ettim. O benim Rüştiye birinci sınıfında muallimim idi. Bana henüz iptidaî şeyler öğretirken istikbal (gelecek) için ilk fikirleri de vermişti.“


Atatürk, mesleğinde başarılı, mesleğin gerektirdiği özellikleri taşıyan öğretmenlere sahip olmuştur ki bu kendisi ve Türk milleti için büyük bir mutluluktur. Öğretmenleri O’nu çok değişik biçimlerde etkilemiş, O’na çok yararlı bir rehberlik yapmışlardır:


Şemsi Efendi: Atatürk’ün ilk öğretmenidir. Eğitim tarihimizde yeni pedagojik yöntem ve uygulamaları ilk deneyenlerdendir. Öğrencileri, bir üst düzeyde okul olan Rüştiyedeki öğrencilerden daha bilgili yetişiyorlardı. Atatürk’ün dinde bağnazlığa karşı görüşlerinde, yenilikçi fikirlerinde, disiplin duygularının gelişmesinde Şemsi Efendinin öğretim ve uygulamalarının şüphesiz payı vardır.


Yüzbaşı Mustafa Bey: Atatürk’ün, Selanik Askerî Rüştiyesinde Matematik öğretmenidir. Öğrencisinin yeteneklerini sezip O’na Kemal adını takmıştır. Bu şekilde O’nun kendisinden ve arkadaşlarından farklı ve üstün durumunu tesbit etmiş, O’na, daha iyiye, daha güzele doğru gitmek için sürekli bir teşvik nedeni sağlamıştır. Bu çok önemli tarihî olayı, Mustafa Kemal Atatürk’ü sürekli, daha büyük başarı ve faziletler peşinde koşmaya iten bir destek olarak değerlendirmek gerekir.


Yüzbaşı Nakiyüddin Bey: Askerî Rüştiyede Fransızca öğretmenidir ve Atatürk’e “geleceğe ilişkin ilk fikirleri” vermiştir.


Mehmet Asım Efendi: Manastır Askerî İdadisinde Kitabet öğretmenidir ve öğrencisinin askerliğe biraz ters düşen edebiyata fazla kapılmasını engellemiştir.


Topçu Kolağası Mehmet Tevfik Bey: Askerî İdadîde Tarih öğretmenidir ve Atatürk’te tarih sevgisi oluşturmuş, O’na tarih alanında yeni ufuklar açmıştır.


Harp Okulundaki başlıca öğretmenleri şunlardır: Fransızca öğretmeni Necip Asım Bey, Talim öğretmeni Rahmi Paşa ve onun maiyetindeki Yüzbaşı Naci Bey.


Harp Akademisindeki başlıca öğretmenleri de şunlardır: Eski Osmanlı Seferleri öğretmeni Ahmet Muhtar Paşa, Napoleon Savaşları öğretmeni Kurmay Binbaşı Refik Bey, Yüksek Matematik öğretmeni Kurmay Yarbay Macit Bey, Tabiye öğretmeni Kurmay Yarbay Nuri Bey...


Harp Okulu ve Akademisindeki öğretmenleri Atatürk’ün özellikle askerlik bilgilerini genişletmesinde etkili olmuşlardır.


Atatürk’ün yetişmesinde, onun özellikle Türkçü görüşlerinin gelişmesinde Namık Kemal, Ziya Gökalp, Tevfik Fikret, Mehmet Emin Yurdakul’un da, ayrıca okuduğu kitapların da etkisi olmuştur.
 

sseyhan

GalataSaray
Katılım
28 Eyl 2017
Mesajlar
548
Tepki puanı
21
Puanları
18
Atatürk İlkeleri






Cumhuriyetçilik:

Batı dillerinde cumhuriyetin karşılığı, ulusun kendisini yönetmesidir. Cumhuriyete hayat veren damarların başında ise demokrasi geliyor. Gerçek cumhuriyet rejimlerinde sistemin demokrasi ile olan ilişkisi çok önemlidir. Çünkü iç ve dış tehlikelere karşı cumhuriyet kendisini, demokrasinin gerekleri içinde koruyacaktır. Bunun dışına çıkılırsa; demokrasi ile cumhuriyet arasında kopukluk başlar. Eğer böyle olursa en büyük zararı cumhuriyetin yine kendisi görecektir.

Demokrasiyi benimsemiş siyasî rejimlerde, özgürlüklerin kullanılma alanları demokrasinin kuralları ile sınırlandırılmıştır. Cumhuriyet rejiminde kimsenin sınırsız hak ve hukuku yoktur. Çünkü demokrasilerde; kişilerin, dolayısıyla, toplumların özgürlükleri, hukuk yolu ile güvence altına alınmıştır. Bunların sınırları da adaletin kalemi ile çizilmiştir.

29 Ekim 1923'te ilân edilen cumhuriyetin alt yapısını Atatürk aşama aşama nasıl hazırlamıştı? Cumhuriyet, lâik bir sistem üzerinde kurulacaktı. Yani cumhuriyet idaresinde ne halifeye ne de onun kalıntılarına yer vardı.

Cumhuriyeti adaletli bir hukuk sistemi koruyacaktı. Cumhuriyetin genç kuşakları çağ dışı kişiler tarafından değil, bağımsızlık ve hürriyetin değerini bilen öğretmenler tarafından yetiştirilecekti. İmparatorluktan kalan mantık dışı ne varsa hepsi kaldırılacak, cumhuriyetin temelini ilim oluşturacaktı.

Bilgisiz ve bilinçsiz bir halk topluluğunun ulus olma hakkına sahip olamayacağını vurgulayan Atatürk, ulusun bilinçlendiği oranda hak ve hukukuna sahip çıkacağını biliyordu. Bu nedenle eğitim ve kültüre çok önem vermiştir. O'nun, bir bakıma kültürü, cumhuriyetin temellerinden biri olarak görmesindeki neden budur.

Atatürk, cumhuriyetçilik ilkesiyle ilgili görüşlerini birçok kez dile getirmiştir:

"Türk Milleti, halk idaresi olan cumhuriyetle idare olunur." (Afet İnan-Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk'ün El Yazılan sh. 352)

"Türk Milleti'nin yaradılışına ve karakterine uygun idare, cumhuriyet idaresidir. Bu günkü Hükümetimiz doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet teşkilatı ve hükümetidir ki, onun adı cumhuriyettir. Artık hükümet ve millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır. Yönetim halk, halk yönetim demektir." (Söylev ve Demeçler C.III. sh. 75, C. II sh. 230)

"Demokrasi prensibi, egemenliği kullanan araç ne olursa olsun, esas olarak milletin egemenliğine sahip olmasını ve sahip kalmasını gerektirir. Bizim bildiğimiz demokrasi siyasaldır. Onun hedefi, milletin idare edenler üzerindeki kontrolü sayesinde siyasal özgürlük sağlamaktır." (Afet İnan-M. Kemal Atatürk'ten Yazdıklarım, sh. 71,73)





Halkçılık:

Devrim tarihimizde önemli bir yeri olan 1924 ve 1961 Anayasalarında da yer alan halkçılık ilkesi, demokrasinin temelini oluşturmaktadır. Bu ilkenin ana özelliği ülke yönetiminin halkın elinde bulunmasıdır.

Egemenlik bir zümre ya da ailenin elinde bulunmaz, halkın seçimle iş başına getirdiği kişiler, ülkeyi yönetir. Halkçılık;

Ülke yönetiminin demokratikliği,
Birey ve sınıflara ayrıcalık tanınmaması, gibi öğelerden oluşmakta.

Eğitim yoluyla aydınlanmış halk, ulusal egemenliğin güçlenmesi ve demokrasimizin yaşamasında tek ve gerçek güvencedir.

Halkçılık, Atatürk'ün önemle üstünde durduğu bir ilkeydi. Bu önemi açıklamalardan anlıyoruz:

"Halkçılık demek, devletin bütün kudret ve egemenliğinin halktan geldiğini, Türk camiası içinde, fert, aile ve sınıf ayrıcalığı bulunmadığını, kanun önünde herkesin eşit olduğunu İfade etmek demektir. Bu formül demokrasinin ifadesidir." (A. Rıza Türel-İzmir Barosu Dergisi Sayı 8, sh. 413)

"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir." (Afet İnan-Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk'ün El Yazıları sh. 351) "Türkiye halkı, ırkça, dince ve kültürce ortak, birbirlerine karşılıklı hürmet ve fedakârlık hisleriyle dolu, kaderleri ve menfaatleri müşterek olan sosyal bir toplumdur." (Söylev ve Demeçler C. I. sh. 221)

"Bence, bizim Milletimiz, birbirinden çok farklı çıkarları olan ve bu itibarla birbirleriyle mücadele halinde buluna gelen çeşitli sınıflara malik değildir. Mevcut sınıflar birbirinin tamamlayıcısı niteliğindedir." (Söylev ve Demeçler C.II. sh. 82)





Laiklik:

"Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması" şeklinde özetlediğimiz lâiklik ilkesi, Türk Devriminin vazgeçilmez bir unsurudur. Demokratik olmanın da gereği...

Atatürk'e göre din, insanların vicdanlarında yer alması gereken kutsal bir kavramdır. Bu düşünceden yola çıkan Gazi 31 Ocak 1923'de şu sözleri söylüyordu:

"Bizim dinimiz en makul ve en tabii dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin tabi olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur."

Genç Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sağlam temeller üzerine oturtulabilmesi için, ilk önce devletin kurum ve kuruluşlarının laikleştirilmesi gerekiyordu.


Devletin Laikleştirilmesi

Samsun’a çıkış. Amasya kararları, Erzurum, Sivas Kongreleri ile ulusun kendi kaderini kendisinin belirlemesi ilkesinin vurgulanması.
23 Nisan 1920'de T.B.M.M.'nin açılması. "Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur" ilkesinin kurtuluşun ve kuruluşun simgesi olması.
20 Ocak 1921 Anayasasının kabulü.
1 Kasım 1921 Saltanatın kaldırılması.
29 Ekim 1 923 Cumhuriyetin ilânı.
3 Mart 1924 Hilafetin kaldırılması.
20 Nisan 1924 Anayasasının kabulü.
10 Nisan 1928 Anayasadan Türkiye Devletinin "Dinî islâmdır" hükmünün çıkarılması.
5 Şubat 1937 Anayasada değişiklik yapılarak Türkiye Devletinin cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçı olduğu hükmünün Anayasaya konması.

Hukukun Laikleştirilmesi

8 Nisan 1924 Şer'î mahkemelerinin kaldırılması.
30 Kasım 1925 Tekke ve Zaviyelerin kapatılması
17 Şubat 1926 Türk Medeni Kanununun kabulü.
22 Nisan 1926 Borçlar Kanununun hazırlanması.
24 Kasım 1929 İcra, İflas Kanunlarının kabulü.
15 Mayıs 1929 Deniz Ticaret Kanununun kabulü.
5 Aralık 1934 Kadınlara Seçme ve Seçilme hakkının verilmesi.

Eğitimin Laikleştirilmesi

3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat (Öğrenimin Birleştirilmesi) Kanunu
5 Kasım 1925 Ankara Hukuk Fakültesinin açılması.
26 Aralık 1925 Uluslararası Takvim ve Saatin kabul edilmesi.
24 Mayıs 1928 Lâtin rakamlarının kabulü.
1 Kasım 1928 Lâtin alfabesinin kabulü.
10 Haziran 1933 Maarif Teşkilatı Hakkındaki Kanun’un kabulü.
1 Ağustos 1933 Üniversiteler Kanununun çıkarılması, Darülfûnun'un kaldırılması. İstanbul Üniversitesinin kurulması.


Kültürün Laikleştirilmesi


Kültürde lâikleşmenin yollan aranırken elbette örf ve âdetlere bağlı kalınacaktı. Tarihten gelen hiçbir şey yok edilmeyecekti.

İşte bu düşünceden yola çıkılarak;

30 Kasım 1925 tarihinde 677 sayılı Kanun ile Meclis tarikatları yasaklıyor, tekke, türbe ve zaviyeler kapatılıyordu.
25 Aralık 1925 tarihinde de Meclis tarafından şeyhlik, seyyitlik, üfürükçülük, dervişlik, emirlik, falcılık, büyücülük, muskacılık gibi san ve sıfatların kullanılması ve bunlara ait özel kıyafetlerin giyilmesi yasaklanıyordu.
Atatürk'ün laiklikle ilgili görüşlerini Söylev ve Demeçlerinden aktarıyoruz.

“Mensubu olmakla mütmain (tatmin) ve mesut bulunduğumuz İslâmiyet dinini yüzyıllardan beri alışılmış olduğu üzere bir politika aracı durumundan kurtarmak ve yüceltmenin kesin elzem olduğu gerçeğini gözlüyoruz. Kutsal ve tanrısal olan inanç ve vicdâni kanaatlanmızı, karışık ve dönek olan her türlü çıkar ve tutkusuna sahne olan politikacılardan ve politikanın bütün organlarından bir an evvel ve kesinlikle kurtarmak, milletin dünyevî ve uhrevî (ahretle ilgili) saadetinin emrettiği bir zorunluktur." (Söylev ve Demeçler C. I. sh. 330)

“Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz biri milletin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki, din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddî menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir. İşte biz bu duruma karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz." (Kılıç Ali-Alatürk'ün Hususiyetleri, sh. 116)

"Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar." (Söylev ve Demeçler C. III. sh. 76)




Devrimcilik:

Devrimcilik ilkesi, Atatürk İlkeleri arasında; eylem ve atılım gibi kavramları içerisine alan tek ilkedir.

Atatürk, Büyük Söylevinin sonunda:

"Bu açıklamalarımla ulusal yaşamı sona ermiş varsayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını ve bilim ve tekniğin en son esaslarına dayalı ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım," diyerek çağdaş devlet kavramıyla devrimcilik ilkesinin şaşmaz işaretini veriyordu.

Çağdaş devlet kuran bir ulusun, çağ dışı niteliklerden kurtulması gerekirdi. İşte, Türk ulusunun, çağdışı niteliklerden kurtulmak, çağdaşlaşmak için giriştiği atılımların tümü devrimcilik ilkesinin kapsamı içine girer.

Devrimcilik, Atatürk İlkelerinin hemen hemen tümüyle birleşir. Bütün bu ilkelerin ya neden ya sonuç olarak devrimcilikle sıkı bir ilintisi vardır. Bu bakımdan devrimcilik, Atatürk İlkelerinin tümünü gerçekleştirmeye, korumaya ve yaşatmaya kesin kararlılıktır. Devrimleriyle yolumuzu aydınlatan Atatürk'ün bu konudaki görüşleri şöyle:

"Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen modern ve bütün anlam ve biçimi ile uygar bir toplum haline getirmektir. İnkılâbımızın asıl hedefi budur. Bu gerçeği kabul etmeyen zihniyetleri darmadağın etmek zorunludur. Şimdiye kadar milletin beynini paslandıran, uyuşturan ve bu zihniyette bulunanlar olmuştur. Herhalde zihniyetlerde mevcut hurafeler tamamıyla kovulacaktır. Onlar çıkarılmadıkça beyinlere gerçeğin ışıklarını sokmak imkânsızdır." (Söylev ve Demeçler C. II. sh. 69)

"... Mes'ut inkılâbımızın aleyhinde düşünce ve duygu taşıyanları aydınlatıp, doğru yolu göstermek, aydınlara düşen millî görevlerin en önemlisi ve birincisidir." (Söylev ve Demeçler C. II. sh. 69) "

"...Memleket davalarının ideolojisini, inkılâplarımız yönünden anlayacak, anlatacak, nesilden nesile yaşatacak kişi ve kurumları yaratmak lâzımdır." (Söylev ve Demeçler C. I. sh. 386)




Milliyetçilik:

Milliyetçilik ilkesi ulusal savaşımızın çıkış noktasını oluşturmuş ve tüm tutsak ulusların kurtuluş hareketlerine ışık tutmuştur. Fransız Devriminden sonra dünyaya yayılan özgürlük düşüncesinin tarihsel gelişimi içinde her ulusun kendi kaderini çizme inancının doğal bir sonucudur bu ilke. Türk halkının ümmet olmaktan kurtulup ulus haline gelmesi, Atatürk sayesinde olmuştur. Atatürk'ün ulusuna inancı sonsuzdu. Ulusu ulus yapan öğelerin başında ise, ortak değerler gelir. Milliyetçilik sözcüğü, bu değerleri de içine almakta. O, devrim ve ilkelerinin, ulusa rağmen değil, ulusla birlikte yaşayacağını biliyordu. Bu nedenle yeniliklerin ancak ve ancak ulus tarafından benimsenmesi ile sonsuza kadar yaşayacağı inancındaydı.

Zaten bugün, Atatürk İlkeleri arasında yer alan milliyetçilik, çağdaş anlamıyla; siyasetin ekonominin ve kültürün içinde yerini almıştır.

"Türk milliyetçiliği, bütün çağdaş milletlerle bir ahenkte yürümekle beraber, Türk toplumunun özel karakterini ve başlı başına bağımsız kimliğini korumayı esas sayar. Bu nedenle millî olmayan akımların memlekete girmesini ve yayılmasını isteriz." (Ş. Süreyya Aydemir-Tek Adam C. III. sh. 450)

"Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz, Türk milliyetçi siyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa o topluma dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur." (Afet İnan-M. Kemal Atatürk'ten Yazdıklarım sh. 88)

"Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep bir milletin evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır." (M. Kemal Kop-Atatürk Diyarbakır'da sh. 4)





Devletçilik:

Anayasamızda yer alan devletçilik ilkesi; toplumsal, ekonomik ve kültürel kalkınmada devletin üstlenmesi gereken görevleri açıklar. Genel anlamı ile, özel girişimin yetki ve gücü dışında kalan ekonomik kalkınma ve örgütlenmeyi gerçekleştirme ilkesidir.

Genel olarak devletin iki ödevi vardır;

Ülke içinde güvenliği ve adaleti sağlayarak, yurttaşların özgürlüğünü ve güvenliğini korumak.
Savunma için her an hazır bulunmak ve başka çare kalmazsa ülkeyi silâhla savunmaktır.

Bunlardan başka devletin, bayındırlık, eğitim, kültür, sağlık, tarım, ticaret ve sanayiye ilişkin ekonomik etkinliklerde de görevleri bulunmaktadır.

Atatürk, devletçiliği şöyle açıklar:

"Bizim takip ettiğimiz devletçilik, bireysel çalışmayı ve gayreti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi bayındırlaştırabilmek için, milletin genel ve yüksek çıkarlarının gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik sahada devleti fiilen ilgili kılmak mümkün esaslarımızdandır."

Devletçilikle ilgili dile getirdiği diğer ifadeler ise şöyledir:

"Bizim izlemeyi uygun gördüğümüz devletçilik prensibi bütün üretim ve dağıtım araçlarını fertlerden alarak milleti büsbütün başka esaslar içinde düzenlemek amacını güden, özel ve kişisel ekonomik teşebbüse ve faaliyete meydan bırakmayan sosyalizm prensibine dayalı kolektivizm, komünizm gibi bir sistem değildir. Özet olarak bizim güttüğümüz "devletçilik" ferdi çalışma ve faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha, memleketi bayındırlığa eriştirmek için, milletin genel ve yüksek menfaatlerinin gerektirdiği işlerde özellikle ekonomik alanda, devleti fiilen ilgilendirmektir."

“… Devletin siyasal ve düşünsel hususlarda olduğu gibi bazı iktisadi işlerde de düzenleyici rolü prensip olarak kabul edilmelidir. Buradaki güçlük; devlet ile ferdin karşılıklı faaliyet alanlarını ayırmaktır. Devletin faaliyet sınırını çizmek ve dayanacağı kuralları tespit etmek, diğer yandan da vatandaşın ferdi teşebbüs ve faaliyet özgürlüğünü kısıtlamak, devleti yönetmekle yetkili kılınanların düşünüp tayin etmesi gereken bir meseledir. Prensip olarak devlet, ferdin yerine geçmemelidir. Fakat, ferdin gelişmesi için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır. Bir de ferdin kişisel faaliyeti, ekonomik gelişmenin esas kaynağı olarak kalmalıdır. Fertlerin gelişmesine engel olmamak, onların her bakımdan olduğu gibi özellikle ekonomik alandaki özgürlük ve teşebbüsleri önünde, devletin kendi faaliyeti ile bir engel vücuda getirmemesi, demokrasi prensibinin önemli esasıdır. O halde diyebiliriz ki, ferdî teşebbüs gelişmesinin bir engel karşısında kalmaya başladığı nokta, devlet faaliyetinin sınırını teşkil eder. Bu bakımdan genellikle belli zaman ve alanda sürekli bir özel nitelik gösteren ekonomik bir işi, devlet üzerine alabilir."
 

sseyhan

GalataSaray
Katılım
28 Eyl 2017
Mesajlar
548
Tepki puanı
21
Puanları
18
DÜNYA GÖZÜYLE ATATÜRK

AFGANİSTAN:
DEVLET ADAMLARI:
“O büyük insan yalnız Türkiye için değil, bütün Doğu, bütün Doğu ulusları için de en büyük
önderdi.”
Amanullah Han
Afgan Kralı
(Tan, 17 Kasım 1938)
“Türkiye’de yalnız bir Mustafa Kemal değil, Mustafa Kemaller vardır ki her alanda onun
program ve eserlerini günden güne ileri götürmek için didinmektedirler.”
Sultan Ahmet Han
Afganistan Büyükelçisi
(Cumhuriyet, 13 Kasım 1938)

ALMANYA:

“ATATÜRK isminin ardındaki hikâye, Türk halkının gönlüne asla silinemeyecek bir şekilde
kazınmıştır. O kendine özgü devlet adamının kişiliğini ve yarattığı eseri tüm dünya gibi bizler de
büyük bir takdirle izliyoruz.”
VOLKISCHER BEOBACHTER
11 Kasım 1938
“Bizler ATATÜRK’ü devlet adamı ve asker olarak değerlendirdik… Bu büyük kaybın
arkasında bıraktığı miras, kendi içinde kenetlenmiş ve gençleşmiş bir halk tarafından taşınan millî
devlettir.”
VOLKISCHER BEOBACHTER
12 Kasım 1938
“Halkın dile getirilmeyen ancak gözlerinden okunan mateminde sadece en büyük evladını
değil, kurtarıcısı ve babasını da kaybetmiş olmanın üzüntüsü fark ediliyordu.”
NATIONAL ZEITUNG
11 Kasım 1938
“Türk halkının seçilmiş temsilcileri aracılığıyla yeni Türkiye Devleti’nin yaratıcısına verdiği
ATATÜRK - Türklerin babası - ismi sadece içi boş bir kelime değil, her Türk vatandaşı için kelime
anlamını aşan, özel bir anlamı olan bir payedir. Ancak aynı zamanda bu büyük devlet adamının
diğer adı olan ‘Kemal’ de taşıyıcısı için önemli sembollerle doludur. Dilimize ‘olgun’ olarak
çevrilebilecek bu ismi o, bir tesadüf eseri değil, elde ettiği başarılardan dolayı taşımaktaydı.”
NATIONAL ZEITUNG
11 Kasım 1938
“ATATÜRK, ‘Türklerin babası’ anlamına gelmektedir. Hayata gözlerine yuman ATATÜRK,
tüm gücü ile halkının geleceği için çalışan bir babaydı.”
DER ANGRIFF
10 Kasım 1938
“Mustafa Kemal Bey, sorumluluk yüklenmekten korkmayan doğuştan bir şef idi. 25 Nisan
sabahı 19’uncu Tümeniyle kendiliğinden düşmana saldırmaya karar verdi, onu kıyıya sürdü ve
sonra üç ay boyunca kendisine yapılan çetin saldırılara inatçı ve sarsılmaz bir karşı koymada
bulundu. Onun azmine tam olarak güvenebilirdim.
Liman Von SANDERS
Alman General
“Mustafa Kemal’i yüksek komutanların çoğuna üstün kılan vasıf, ölümü küçümsemek ve
yiğitlik göstermek konusunda askerlerine en büyük örnek olmasıdır.”
“Mustafa Kemal hırpalanmış, silahı elinden alınmış olan bir milletle tarihe yeni bir devir
açmak için mücadeleye girişti ve bu mücadelesinde, ruh kudretinin dünya yüzündeki bütün
silahlara üstün olduğunu ispat etti.”
Prof.Dr. Herbert MELZİG
Alman Tarihçi




AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ

“Bugünün Türkiye’si tek bir adamın, Kemal ATATÜRK’ün uzayan gölgesidir. ATATÜRK
geçtiğimiz yirmi yıl süresince Türkiye’nin umutsuz, güçsüz ve geri kalmış Doğulu bir devlet
olmaktan, güçlü, öz güvenli ve ilerleyen bir millet durumuna geldiği, takdire şayan evriminin itici
gücü oldu.”
THE WASHINGTON POST
11 Kasım 1938
“Türkiye’nin modernleşmesi insanlık tarihinin en çarpıcı sayfalarından biridir ve bu sayfayı
yazan Kemal’di.”
CHICAGO DAILY TRIBUNE
11 Kasım 1938
“Halkından ayrılmış olması Türkler için trajik bir kayıptır ama bu aynı zamanda dünya için de
bir kayıptır. Çünkü Kemal, Türkiye’yi insani ilerleme yoluna sokmuştu, hayatını onun hep daha ileri
gitmesine adamıştı… Onun yönetiminde Türkiye, Yakın Doğu’da yeni bir istikrar unsuru oldu, saygı
uyandıracak kadar kuvvetli ve talihsiz girişimlerden kaçınacak kadar bilge.”
CHICAGO DAILY TRIBUNE
11 Kasım 1938
“Avrupa’nın savaş sonrasındaki tarihî liderlerini başarılarına göre sıraya koyan eksiksiz bir
liste oluştursaydık asker, yaratıcı, reformcu, modern Türkiye’nin kurucusu Cumhurbaşkanı Kemal
ATATÜRK bu listenin en başlarında yer alırdı. Ölümü dünya barışı için gerçek bir kayıp oldu.”
LOS ANGELES TIMES
11 Kasım 1938

“Benim üzüntüm iki türlüdür: Önce büyük bir adamın kaybından dolayı bütün dünya gibi
üzgünüm. İkinci üzüntüm ise bu büyük adamla tanışmak konusundaki içten dileğimin
gerçekleşmesine imkân kalmamış olmasıdır.”
Franklin D. ROOSVELT
ABD Başkanı
(Cumhuriyet, 21 Kasım 1938)
“ATATÜRK adı insana bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihî başarılarını, Türk
ulusuna ilham veren önderliğini, modern dünyayı anlayışındaki ileri görüşlülüğü ve bir askerî önder
olarak kudret ve cesaretini hatırlatmaktadır.
Ölümünün yıl dönümünde bu büyük adamı saygı ile selamlarım.”
John F. KENNEDY
ABD Başkanı
(Cumhuriyet, 10 Kasım 1963)


ÇİN

“Mustafa Kemal, hiç abartısız, modern Türkiye’nin yaratıcısı ve savaş sonrası Avrupa’sının
gerçekten öne çıkan şahsiyetlerinden biri olarak tanımlanabilir.”
THE CHINA PRESS
11 Kasım 1938
“Yeni Türkiye’nin Cumhurbaşkanı ATATÜRK’ün (Mustafa Kemal Paşa) ölümü, sadece dünya
çapında muhteşem bir şahsiyeti ve büyük bir lideri değil, on yıllar boyunca Türk halkının bağrında
alevlenmiş ve büyümüş özgürlük ateşinin gerçek kaynağını da bizden ayırdı.”
THE CHINA PRESS

FRANSA

“Hiçbir kimse, bu muzaffer general, bu yılmaz devrimci, bu insan kahraman, bu çok popüler
adam kadar halkın kalbine yakın olmamıştır.”
LE PETIT PARISIEN
(Son Posta, 12 Kasım 1938)
“Ölüm, yenilgi nedir bilmeyen bu adamı alt etti. Fakat onun yüce eseri ölümsüzdür.”
LE TEMPS
(Cumhuriyet, 16 Kasım 1938)
“Tarih çok büyükler gördü. İskenderleri, Napolyonları, Washingtonları gördü. Fakat XX.
yüzyılda büyüklük rekorunu ATATÜRK, bu Türk oğlu Türk kırdı.”
L’ILLUSTRATION
(Cumhuriyet, 23 Kasım 1938)

İNGİLTERE

“ATATÜRK, Hasta Adam’ı gömdüklerini sanan Avrupa devletlerine Türklerin arasında,
fışkırıp devletlerini yeniden canlandırmak için bir önderin sihirli değneğini bekleyen hayat pınarları
olduğunu gösterdi.”
THE TIMES
11 Kasım 1938
“İngiliz ulusu, ATATÜRK’ün devlet adamı niteliklerini ve ortaklaşa bağlı bulunduğumuz Batı
idealleriyle iki ülkemiz arasındaki dostluğun kuvvetlenmesi yönünde yaptıklarını hayranlık ve
minnettarlıkla daima anacaktır.”
II. Elizabeth
İngiltere Kraliçesi
“Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dâhi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dâhi
çağımızda Türk ulusuna nasip oldu. Mustafa Kemal’in dehasına karşı elden ne gelirdi?”
Lloyd GEORGE
İngiltere Başbakan


İTALYA

“ATATÜRK’ün ölümü ile Orta Doğu’nun gelişmesinde, ilerlemesinde birinci derecede öncü
olan son derece kuvvetli bir devlet adamı kaybolmuştur.
TRIBUNA
(Ulus, 15 Kasım 1938)
“Yalnız devrimleri bile ATATÜRK isminin modern zamanların en cesur ıslahatçıları arasına
kaydedilmesi için kâfidir.”
MESSAGGERO
 

Baros

GalataSaray
Katılım
27 Kas 2016
Mesajlar
4,230
Tepki puanı
71
Puanları
48
Konum
İstanbul
Saygı,sevgi ve özlem ile anıyoruz...
 

sseyhan

GalataSaray
Katılım
28 Eyl 2017
Mesajlar
548
Tepki puanı
21
Puanları
18
O, Bir Centilmendi...



Atatürk, sporda fair-play kavramını ortaya atan ilk liderdi

O, ‘‘Ben sporcunun zeki çevik ve ahlaklısını severim.’’ diye bağladığı konuşmasını bitirirken takvimler 1930'lu yılları gösteriyordu.

Tarih 16 Ocak 1924...Türkiye Cumhuriyeti büyük ekonomik sıkıntılar içinde. Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığındaki 2.5 aylık Cumhuriyet Hükümeti 170 sayılı bir karar alıyor ve Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı'nı kamu yararına bir dernek olarak onaylıyor.

Ve hemen ardından 171 nolu karar geliyor, ‘‘ 1924 olimpiyat müsabakalarına iştirak etmekte Türkiye için menafi vardır. Müsabakalara Türk idmancılarının da iştirakinin temini için 17 bin liranın mesarif-i geri melhuze tertibinden Türkiye İdman Cemiyetleri Merkez Umumisine verilmesi...

‘‘... Spor yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılmaz. İdrak ve ahlak da bu işe yardım eder. Zeka ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler, zeka ve kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim’’

Bu sözler 1930'lu yılarda Atatürk tarafından dile getirildikten tam 60 yıl sonra dünya sporu ‘‘Fair- play’’ kavramını daha yeni yeni geliştiriyordu. İşte genç cumhuriyetin spora bakış açısı ve spor felsefesi buydu....

Tarih 16 Ocak 1924... Cumhuriyetin ilanın üzerinden henüz 2.5 ay geçmiş... Ankara'da Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığında toplanan Hey'et-i Vekile (bakanlar Kurulu) Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı'nı kamu yararına hizmet eden bir dernek olarak belirliyor, 170 sayılı bu kararın hemen ardından 171 sayılı şu tarihi kararı alıyordu;

‘‘ 1924 Mayısında Paris'te küşadı mükarrer (açılacak olan) olimpiyat müsabakalarına Türkiye İdman Cemiyeti de davet olunmuştur. Bu müsabakalara iştirak etmekte Türkiye için menafi (yararlar) vardır. Memleketimizde sporculuğun terakki ve teammüm etmesi, (gelişmesi ve yayılması) her halde bu gibi beynelminel müsabakalara iştirake mütevakkıftır. (katılmaya yöneliktir) Bineanaleyh Türk gençlerini beynelminel müsabakalara iştirak ettirebilecek surette talim ve izhar etmek icap eden mütehassısların (uzmanların) Avrupa'dan celbi (getirtilmesi) ve mezkur olimpiyat müsabakalarına Türk idmancılarının da iştiraki esbabının temini (sebeplerin sağlanması) için müstacelen (tezelden) 17 bin liranın mesarif-i geri melhuze (örtülü ödenek) tertibinden Türkiye İdman Cemiyetleri Merkez Umumisine (Genel Merkezine) verilmesi tekerrür etmiştir. (kararlaştırılmıştır) ’’





Yabancı Hocalar
Genç Cumhuriyet her türlü ekonomik sıkıntılara rağmen, bu 17 bin liradan başka sporcularımızın olimpiyatlara gidebilmesi için 50 bin lira daha yardımda bulunuyordu. Bununla da yetinmiyor, yurt dışından Mr. Tobin, Raol Peter ve Billy Hunter isimli atletizm, güreş ve futbol antrenörlerini de Türk sporcularını eğitmek için Türkiye'ye getiriyordu.

Cumhuriyet dönemi spor tarihimizin felsefesini ve gelişimini inceleyebilmek için tarih içinde kısa bir yolculuğa çıkmamız gerekecek. Türk sporu bu döneme gelene kadar 4 önemli evre geçirdi.
1- Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı dönemi (1923- 1936)

2- Türk Spor Kurumu dönemi (1936- 1938)

3- Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü dönemi (1938- 1989)

4- Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü - Özerk federasyon dönemi (1989-....)




İdman Cemiyetleri

Cumhuriyetin ilan edildiği 1923 yılında ülkemizde 14 kulüp ve sadece 827 sporcu bulunuyordu. Sakarya Meydan Muharebesi'nin kazanılmasından hemen sonra 27 Kasım 1921 tarihinde İstanbul'da bir araya gelen bu 14 kulüp temsilcisi ittifakı oluşturmuş ve 8 Haziran 1922 günü hükümetten onay almıştı.
Bu ittifaka bağlı olarak kurulan Türkiye Futbol Hey'et-i Müttehidesi (federasyonu) hemen milli takımımızı oluşturarak ve ilk milli maçımızı 26 Ekim 1926 günü Romanya karşı oynattı.

1936 yılına kadar Türk sporunu yöneten bu örgüt döneminde kulüp sayımız 173'e sporcu sayımız ise 10 bin 75'e yükseldi.

1936 yılında Ankara'da toplanan İdman Cemiyetleri Genel Kurulu, teşkilatın adını Türk Spor Kurumu'na çevirmiş, merkezini Ankara'ya taşımış ve kurumun doğrudan Cumhuriyet Halk Fırkası'na bağlanması için parti başkanlığına ‘‘istirhamda’’ bulunmayı kararlaştırmıştı.



Türk Spor Kurumu

Böylece 15 Nisan 1936 gününden itibaren Türk sporu siyasi bir partiye bağlandı. Kurumun illerdeki temsilcileri aynı zamanda parti il başkanlarıydı. Tüm sporcuların Cumhuriyet Halk Partisi'ne üye olmaları istendi. 29 Ekim 1936 günü bütün yurtta sporcular ellerinde Türk ve parti bayrakları ile geçit resmi yaptılar ve törenlerle partiye üye oldular.

Bu modelin Hitler'in Nazi Almanyası'ndaki ‘‘JUGEND’’ (gençlik) modeli ile benzerliği Atatürk'ün gözünden kaçmamıştı. Ve hemen Atatürk'ün emirleriyle sporun yönetimini devlete vermek üzere çalışmalara başlandı.

Ancak bu dönemde devletin spora aktardığı kaynak hiç de azımsanacak gibi değildi.



Beden Terbiyesi
29 Haziran 1938 günü TBMM'de kabul edilen 3530 sayılı Beden Terbiyesi Kanunu ile spor artık devletin malı olmuştu. O dönemin koşullarında son derece çağdaş bir yaklaşımla hazırlanan kanun ile sporun sorumluluğu valilerden, köy muhtarlarına kadar yayılmıştı.

500'den fazla işçi çalıştıran işyerlerine spor tesisi kurma zorunluluğu getirilmiş, gençlere kulüplere girmek ve boş zamanlarda beden terbiyesi faaliyetinde bulunmak mecburi kılınmıştı. Ayrıca, cezaevleri, okullar, kışlalar ve çeşitli bakanlıkların hangi esaslar ve birimler tarafından spor eğitimi faaliyetini yürütecekleri bu kanunla belirlenmişti.

Bu kanunun kabul edildiği dönemde ülkemizde 442 spor kulübü, 27 bin 631 sporcumuz bulunuyordu.

Bu dönem 2 Mart 1989 yılına kadar devam etti.



GSGM Özerklik

Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’nün (GSGM) temelleri Turgat Özal iktidarı ile birlikte atıldı. Öncelikle Futbol Federasyonu Özerk hale getirildi, devletin ve siyasi otoritenin baskısından tam anlamıyla kurtarıldı. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden henüz geçmeyen, federasyonlara büyük bir mali rahatlık getirecek olan Sponsorluk Yasası'da hazırlandı.

75 yıl sonunda yurt çapındaki spor kulüplerimizin sayısı 6 bin 48'e, bu kulüplere bağlı sporcu sayısı ise 29 bin 258'i bayan, 521 bin 876'sı erkek olmak üzere 551 bin 134'e çıktı. Ayrıca yine çeşitli dallarda lisansiye olmuş 32 bin hakem ile 12 bin antrenörümüz faaliyetlerini sürdürmektedir.



Atatürk diyor ki...
‘‘ Türk sosyal bünyesinde spor hareketlerini düzenlemekle görevli olanlar, Türk çocuklarının spor hayatının yüceltmeyi düşünürken sadece gösteriş için, herhangi bir yarışmada kazanmak azmiyle spor çizmezler. Esas olan, bütün yaşlardaki Türkler için beden eğitimi sağlamaktır...’’

‘‘ Her çeşit spor faaliyetlerini Türk gençliğinin milli terbiyesinin ana unsurlarından saymak lazımdır. Bu işte hükümetin şimdiye kadar olduğundan daha çok ciddi ve dikkatli davranması, Türk gençliğinin spor bakımından da milli heyecan içinde itina ile yetiştirilmesi önemli tutulmalıdır’’

‘‘ Cumhuriyet, fikren, ilmen ve bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister...’’

‘‘ Dünyada spor hayatı ile spor dünyası çok mühimdir. Bu kadar mühim olan spor hayatı bizim için daha mühimdir. Çünkü ırk meselesidir, ırkın ıslahı ve keşayişi meselesidir. Hatta biraz da medeniyet meselesidir...’



"Aylığımdan Kesiniz Efendim"
Kurtdereli Mehmet pehlivan yokluk içinde yaşıyordu. Bir Ankara ziyaretinde başarılarının sırrı hakkında söylediği sözler Atatürk'e nakledildiğinde Büyük Kurtarıcı çok duygulanmış ve hemen özel kalem müdürünü çağırarak ünlü pehlivana şu satırları yazmıştı;

‘‘ Seni, cihanda büyük ün almış bir Türk pehlivan olarak tanıdım. Parlak muvaffakiyetinin sırrını şu sözlerinle izah ettiğini öğrendim. ‘‘Ben her güreşte arkamda Türk milletinin bulunduğunu ve Türk şerefini düşünürdüm.’’ Bu dediğini en az yaptıkların kadar beğendim. Onun için senin bu değerli sözünü Türk sporcularına bir meslek düsturu olarak kaydediyorum. Bununla senden ve sözlerimden ne kadar memnun olduğumu anlarsın.’’

Büyük Atatürk daha sonra mektubuna bir armağan ekliyordu. Armağan İş Bankası'na yazılmış bir mektuptu ve içinde şunlar yazılıydı;
‘‘Kurtdereli Mehmet Pehlivan'a 1000 lira veriniz. Bu para, Birinci Kanun aylığımdan faiziyle kesilecektir efendim


Gazi Mustafa Kemal’’


75. yıla özel yazı (29 Ekim 1998), Hürriyet
 

Baros

GalataSaray
Katılım
27 Kas 2016
Mesajlar
4,230
Tepki puanı
71
Puanları
48
Konum
İstanbul
Forumun en güzel konularından biri konuyu çöp yapmayalım paylaşımda bulunalım
 

Baros

GalataSaray
Katılım
27 Kas 2016
Mesajlar
4,230
Tepki puanı
71
Puanları
48
Konum
İstanbul
ULU ÖNDER ATATÜRK'ÜN HAKKINDA BİLİNMEYEN


1. "ATA" LAFINI SEVMEZDİ
"Atatürk" hitabını ilk kez dönemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak almıştı. Kendisine " Ata " diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.

2. EN SEVDİĞİ YEMEK
Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayati boyunca en sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.

3. EN BÜYÜK HAYALI DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI
Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.

4. BAŞUCU KİTABI "ÇALIKUŞU" YDU
Binlerce kitabi vardı. Ama bunların arasında bir tanesini hayati boyunca hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin'in ünlü Çalıkuşu" romanını hep yanında taşır, her gün rasgele bir yerinden açar, birkaç sayfa okurdu.

5. KABUL SALONUNDA Kİ AT YAVRUSU
Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. "Fox" adini verdiği köpeği, Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin Çankaya Köşkü kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.

6. TAM BİR SALON ADAMI
En sevdiği dans valsti. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu. Klasik Bati müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.

7. GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI
Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel olarak dikilirken sonra yerli malı kullanma kampanyasına öncülük edebilmek için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.

8. DOLABINDA LACİVERT'E YER YOKTU
Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi. Lacivert takım giymeyi sevmezdi.

9. ÖLÇÜLERİ
Boyu 1.74 idi. Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının ilerlemeye başlamasıyla 46'ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı giyerdi.

10. RUMELİ ŞİVESİ
Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle telaffuz ederdi.
 

Baros

GalataSaray
Katılım
27 Kas 2016
Mesajlar
4,230
Tepki puanı
71
Puanları
48
Konum
İstanbul
11. HAZİN BİR HİKAYE
Hayatında bir dönem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarının nerede olduğu bilinmiyor.

12. CUMHURBAŞKANLIĞINDAN SIKILIYORDU.
Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.

13. PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSE
Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa çıkmaları yasaklanınca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı eliyle bir koleksiyon hazırlattı.

14. KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI
Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi. Yataktan kalkar kalkmaz odasındaki divanin üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini sigarasını içerdi. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.

15. DÜZEN TAKINTISI VARDI
Evlerde bile eğri duran eşyaları düzeltmeden rahat edemezdi.

16. HOŞGÖRÜLÜ LİDER
Köylünün birinin gazete kağıdına sardığı tütünü içmeye çalışırken eli yanmış, "Alın bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmişti. Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.

17. SİGARA PAZARLIĞI
Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk "sekiz" demişti. Doktor bunu günde bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti :" Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacağım".

18. "BU NASIL HALKÇILIK?"
Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün milletvekillerinden bilet parası almamasına şaşırmış nedenini sormuştu. Trenin milletvekillerine bedava olduğunu örgenince epey sinirlenmiş, "Ne de güzel halkçılık ama" demişti.

19. "LAİKLİK ADAM OLMAKTIR!"
İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti : "Adam olmak demektir hocam, adam olmak! "

20. KURBANLARI BAĞIŞLARDI
Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz böyle durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.
 

Baros

GalataSaray
Katılım
27 Kas 2016
Mesajlar
4,230
Tepki puanı
71
Puanları
48
Konum
İstanbul
21. YABANCI DİLE MERAKI
Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca'yı sonraki yıllarda geliştirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya Fransızca sözcükler de eklerdi.

22. FASULYESİNE POKER
Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı. Oyun sonunda kazandıklarını iade ederdi.

23. KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI
Cephelerde düşmanla göğüs göğüs'e savaşmış biri olarak en ilginç özelliği savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.

24. KULAKLARI DUYAN TEK KİŞİ
Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının duyuyor olmasına şaşırmış anılarında bunu espirili bir dille anlatmıştı :"T.C`de bir tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar".

25. BİLARDO VE YÜZME
Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner , yüzmeye gider ve bilardo oynardı.

26. EN BAŞARILI DERS.
Eğitim hayatı boyunca en basarili dersi matematikti. Pozitif bilimlere ilgisi hayati boyunca sürdü.

27. YAĞCILARA GEÇİT YOK
Yağcılara çok kızardı. Bir akşam sofrasında kendisine gereksiz şekilde iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti.

28. SON YILBAŞI GECESİ
1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile baş başa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana hediye etmişti.

29. KÖŞKTEKİ GÜVERCİNLİK
Kuşları çok severdi. Çankaya Köşkü`nde özel bir bakicinin ilgilendiği güvercinliği vardı.

Alıntı...
 

Baros

GalataSaray
Katılım
27 Kas 2016
Mesajlar
4,230
Tepki puanı
71
Puanları
48
Konum
İstanbul
Dünya Liderlerinin Atatürk İcin Yorumları

Asker-devlet adamı, çağımızın en büyük liderlerinden biri idi. Kendisi, Türkiye'nin, dünyanın en ileri memleketleri arasında hak ettiği yeri almasını sağlamıştır. Keza O, Türklere, bir milletin büyüklüğünün temel taşını teşkil eden, kendine güvenme ve dayanma duygusunu vermiştir.
General Mc ARTHUR

Dünya sahnesinden tarihin en dikkatli, çekici adamlarından biri geçti.
Chicago Tribune

İnsanı teslim alıcı fevkalade önderlik kuvveti vardır. O, tetiktir, hazır cevaptır, dikkati çekecek kadar zekidir.
Gladys Baker

O, kişisel kazanç ve ün peşinde koşan basit bir diktatör değil, gelecek kuşaklar için sağlam temeller atmaya uğraşan bir kahramandı.
Prof.Walter L.WRIHT Jr.


Bu Türk Milleti yastadır.Çünkü yeni Türkiye'nin yaratıcısı olan eşsiz şefini kaybetmiştir.
Stipsi Gazetesi


Büyük düşüncelerin adamı...bir devlet mimarıydı.
Neue Freie Presse, Viyana

Atatürk öyle bir insandır ki, hayali değildir. İstediğini bilir, bildiğini yapar, yapamayacağı bir şeyi de istemez.
Avusturyalı Heykelci KRIPPEL

Milletine bu kadar az zamanda bu ölçüde hizmet edebilen tek devlet adamı Atatürk'tür.
Libre Belgique gazetesi

Hiçbir memleket, yeni Türkiye'nin Ata'sı tarafından başarılan kadar güçlü, hızlı ve kökten bir yenilik hamlesine erişmemiştir.
Bulgar Dness Gazetesi
 

Baros

GalataSaray
Katılım
27 Kas 2016
Mesajlar
4,230
Tepki puanı
71
Puanları
48
Konum
İstanbul
Bir milleti, uçurumun kenarından sarsılmaz azmiyle kurtaran, kuvvetlendiren, yükselten yöneticiler arasında Atatürk, en birincisidir.
Timpul Gazetesi1(12 Kasım 1938)

Şöhreti bütün cihana yayılmış olan tecrübeli başkanın yönetimi herkesin sevgi ve saygısını çeken büyük Türk Milleti'nin milli bağımsızlığını devamlı bir başarı ile kuvvetlendirmiş ve yeni milli yapısını yaratmıştır.
Sovyet Başbakanı Kalinin


Vatanını muhakkak bir parçalanmaktan kurtararak devlet gemisini güvenilir bir limana ***ürdükten sonra milletinden bir taht istemedi. O, kelimesinin bütün anlamıyla bir insan, eşsiz bir dahi, kahraman bir asker ve siyaset adamı idi...
Elifba Gazetesi

Atatürk'ün başardığı işler mucize ve harika kabilindedir. Birkaç yıl içinde memleketinde yaptığı inkılaplar, birkaç yüzyılda gerçekleştirilmeyecek işlerdir.
El Tekaddum Gazetesi


Atatürk'ün dehası, tarihte Türk Milleti'nin taşıdığı ruhun faziletine en yüksek örneklerinden birini teşkil edecektir.
Branko Aczemovic (Elçi)


Tarih, silinmez harflerle bu devlet adamının ismini hak edecektir. Atatürk bir halk adamıdır. Kırılmaz azmi, keskin zekası ve kudreti kendisini yendiği alın yazısının önüne getirmiş, böylece yeni Türkiye'nin yaratıcısı olmuştur.
Politika Gazetesi
 

Konuyu Görüntüleyenler: (Kullancı: 1, Ziyaretçi: 0)

Forum İstatistikleri

Konular
67,850
Mesajlar
451,642
Kullanıcılar
24,073
Son Üye
Ali40sever
Üst